KORUMAK

Bir kimseyi, bir şeyi (bir şeyden, bir kimseden) korumak, onu bir zarardan, bir tehlikeden uzak tutmak, tehlikelere karşı savunmak: Krem sürerek cildini soğuktan korumak. Şapka giy, başını güneşten koru. Tanrı sizi kötülüklerden korusun. Köpeğimiz bizi hırsızlardan koruyor. Bu aşı çocuğunuzu salgın hastalıklardan koruyacak.

Bir şeyi(soyut) korumak, onu her türlü zararın uzağında, dışında tutmak; muhafaza etmek, savunmak: Sözleşmenin bu hükmü sizin haklarınızı koruyor. Barışı korumak için her türlü çabayı göstermek. Özgürlükleri, toplumsal kazanımları korumak.

Bir yeri korumak, orada bulunan ya da oradan geçen kimseleri özel bir donatımla ya da uzmanlaşmış kişilerden oluşan bir ekiple güvenlik altına almak; onların güvenliklerini sağlamak: Köprüyü askeri bir birlik koruyor. Polisler büyükelçilikleri koruyor.

Bir kimseyi korumak, onu desteklemek, kayırmak; onun eylemlerinin sorumluluğunu üzerine almak, onu suçlanmaktan uzak tutmak: müdür yeğenini koruyor. Arkadaşlarını korumak için yalan söylüyor.

Yiyecekleri, bir ürünü, vb. (tümleç +) korumak, değişmeye, bozulmaya elverişli olan bir şeyi iyi durumda, bozulmadan saklamak, muhafaza etmek: Bu ilacı sıcaktan ve ışıktan korumak gerek.

Bir şeyi korumak, onun iyi durumda kalmasını, niteliklerini yitirmemesini sağlamak: Saçlarınızın parlaklığını bu kremi kullanarak koruyabilirsiniz.

Bir niteliği, bir görünümü, bir durumu vb. korumak, ona sahip olmayı, aynı durumda bulunmayı sürdürmek: Umudunu korumak. Gücünü, enerjisini, düşünme yeteneğini korumak. Geçen yıllara karşın güzelliğini koruyor.

Bir şeyi korumak, ondan ayrılmamak, uzaklaşmamak: Başlangıçtaki hızını, yörüngesini korumak.

Bir adeti, alışkanlığı, bir kuralı korumak, onları uygulamayı, onlara uymayı sürdürmek: Zevklerini, alışkanlıklarını korumak.

Bir durumu, bedenin belli bir durumunu korumak, onu değiştirmemek, aynı konumda, aynı durumda kalmak: Sessizliği korumak. Ciddiyetini korumakta güçlük çekmek. Bu pozisyonunuzu birkaç dakika daha koruyun.

Bir etkinlik alanını korumak, o alanı, özellikle mali açıdan desteklemek, gelişmesine yardımcı olmak: Sanatı, edebiyatı korumak.

Bir masrafı, gideri vb. korumak, onu karşılamak, ona denk gelmek.

Askeri: Düşmanın gözetlemesini ve baskın biçiminde girişeceği saldırılarını engellemek için önlem almak.

Cerrahi: kenar korumak, “kompres” denilen özel bezler yardımıyla, bir yaranın kenarlarını korumak.

İktisadi: Ulusal piyasayı yabancı ürünlere karşı savunmak.

Korunmak dönüşlü fiil

Bir kimseden, bir şeyden korunmak, kendini onun yarattığı bir tehlikeden, vereceği bir zarardan sakınmak, kendin korumak: Bu tür insanlardan korunun, Hastalıklardan korunmak.

Gebeliği önlemek için doğum kontrolü uygulamak: Hamilelikten korunmak için erkeğin de katılımı şarttır.

Korunmak edilgen fiil

Bir gözetimin, korumanın konusu olmak, güvenlik altına alınmak: Çok iyi korunan bir askeri bölge.

Bir şey söz konusuysa, aynı durumda kalması, niteliklerini yitirmemesi, bozulmaması sağlanmak: Bu tarihi yapılar çok iyi korunmuş. Bu ilaç ışıktan korunmalıdır.