WAGNER (Richard)

Alman besteci ve dramaturg (Leipzig 1813 – Venedik 1883). Üvey babası oyuncu Ludwig Geyer tarafindan yetiştirildi, Weber ve Beethoven’i keşfetti ve 1830’da kendi bestelediği bir uvertürün çalınmasını sağladı. Ertesi yil Leipzig Universitesi’ne kabul edildi. Sankt Thomas’ın kantoru Christian Theodor Weinlig’le müziğe çalıştı ve tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Würzburg’ta koro şefi olarak çalıştıktan (1833) sonra, Magdeburg’da müzik yönetmenliğine getirildi, Periler (Die Feen) (1834] ve Aşk yasağı (Das Liebesverbot) (1836) adlı yapıtlarini burada besteledi, ardından şarkıcı Minna Planer’le evlendi ve onunla birlikte Königsberg (1837) ve Riga’ya (1837-1839) gitti. Riga’da Rienzi’yi besteledi, ardından Londra üzerinden Paris’e gitmeyi kararlaştirdi. Çalkantılı denizde yaptığı deniz yolculuğu, fransız başkentinde başlayacağı Uçan* Hollandalı (Der fliegende Holländer) adlı yapıtını esinledi. Ancak operalarının hiçbirini temsil ettiremedi ve yoksulluk içinde yaşamak zorunda kaldı. Buna karşılık, Berlioz’la karşılaştı. Berlioz’un le Grand Traité d’instrumentation et d’orchestration modernes (Çağdaş çalgılandirma ve orkestralama üzerine büyük inceleme) adlı yapiti, Heine ve özellikle Liszt gibi, onu da etkiledi. Liszt’in dostluğu, ona yarar sağladı. 1842’de Rienzi ve Uçan Hollandalı, Dresden’de olumlu bir biçimde karşılandı. Saray capellası yöneticiliği ünvanını kazandı (1843) ve Tannhäuser operasını besteledi (1845). Ekim’de bu operanın ilk dinletisi düzenlendi. Ancak devrimci düşünceleri ve Dresden’deki mayıs 1849 ayaklanmalarına katılması sonucu, kaçınılmaz bir hapis tehlikesiyle karşılaşarak kaçmak zorunda kaldı. Liszt’in kendisini beklediği Weimar’a, ardindan isviçre’ye gitti. Weimar’da Lohengrin*’in ilk temsilini (1850) yöneten Liszt’in manevi ve mali desteğiyle 1861’e kadar İsviçre’de sürgünde yaşadı. Der Nibelungen’in konusunu Wagner, bu dönemde tasarladı, Germen geleneğinde büyük bir dram olan Der Nibelungen’in metni 1852’de tamamlanmakla birlikte bestelenmesi, 1857’den başlayarak on iki yillik bir kesintiyle birlikte 1853’ten 1874’e kadar sürdü. Gerçekte 1857 yılında, Mathilde Wesendonk’a karşı duyduğu aşk ve Schopenhauer felsefesine karşı duyduğu ilgi, onu bir Tristan ile Isolde (Tristan und Isolde) hazırlamayı düşünmeye yöneltti. Bu yapıtin son iki perdesi 1858-59’da, Venedik ve Luzern’de yazıldı. Eylül 1859’da, Paris’e ikinci bir yerleşme sırasında Opera sahnesinde büyük bir başarı kazanmaya giriştiyse de, Jockey-Club tarafından düzenlenen bir komplo umutlarını suya düşürdü ve üç temsilden sonra Tannhäuser’in temsiline son vermek zorunda kaldı. Onu yalnizca, aralarında Gounod, Saint-Saëns ve Özellikle Baudelaire’in de bulundukları küçük bir sanatçı topluluğu savundu. 1861′ de affa uğradıktan sonra Almanya’ya döndü, Viyana’da yerleşti ve Nürnbergli* usta şarkıcılar (Die Meistersinger von Nürnberg) operasını bestelemeye başladı. Bavyeralı Ludwig II ile karşılaşması (1864), o zaman umulmayan bir karşılaşma olarak göründü. Koruduğu sanatçıya karşı hayranca bir saygı duyan kral, Bayreuth’ de Der Nibelungen’in ilk temsili için sanatçının aldığı bir borca kefil oldu, Tristan ile Isolde (1865), Usta şarkıcılar (1868), Ren altını (Das Rheingold) (1869) ve Valküreler (Die Walküre) (1870) ise Münih’te temsil edildi. Minna Planer’den ayrılmasından dokuz yıl sonra Wagner, Liszt’in ve Tristan ile Isolde’yi ilk olarak yöneten piyanist ve orkestra şefi Hans von Bülow’dan boşanan Marie d’Agoult’nun kızı Cosima Liszt’le evlendi (1870). Bu dönemde Wagner, yapıtlarını dinletmek için büyük kentler dışında bir yer ariyordu. Bu yeri Bayreuth’de buldu ve tiyatronun ilk taşı 1872’de kondu. Akustik ve estetiğiyle devrimci bir nitelik taşıyan salonun açılışı sirasında, Der Ring der Nibelungen’in tam çevrimi temsil edildi (1876). Ertesi yıl besteci, Parsifal adlı yapıtını tasarladı. 1882′ de oynanan bu yapıt, son yapıtı olarak kaldi. Gerçekten de buddhacı bir opera tasarısı olan Die Sieger’e (Fatihler) bir biçim veremeden, Venedik’teki Vendramin sarayı’nda öldü.

Bach ve Beethoven’den kaynaklanan büyük germen geleneğinin mirasçısı olmakla birlikte, Liszt ve Berlioz’dan da esinlenen Wagner’in dehası, yaşadığı dönem Almanya’sında rakipsiz olduğu tiyatro alaninda işıldadı. Italyan (Periler) ya da Meyerbeer (Rienzi) örneğinden başlayarak şiir, müzik, dans ve sahnelemenin bireşimi ve bütünsel bir sanat olmaya yönelik bir dram anlayışına doğru evrim gösterdi. Sonradan tüm tetralojiye (dördüzleme) uygulayacağı leitmotiv (bir nesne, bir insan ya da soyut bir düşünceyi simgeleyen müzik teması) sistemini, daha 1839′ da Uçan Hollandalı operasında sezinlemeye başlamıştı. Tetroloji, sırasıyla 1854, 1856, 1871 ve 1874’te tamamlanan Ren altini, Valküreler, Siegfried ve Tanrılann grubu (Götterdämmerung) adlı dört opera çevriminden oluşuyordu.

Şiirine 1848’de başlanıp 1852’de bitirildiğine ve müziği 1853-1874 arasında yazıldığına göre bu büyük yapit, wagnerci düşüncenin bir özeti olarak kabul edilebilir. Tarihsel (ya da sözde tarihsel) kişilikleri sakson ve iskandinav pagan mitolojilerin düşsel kahramanlarıyla birleştiren sanatçı, efsaneye mit boyutu vererek gerçek bir evrendoğum (kozmogoni) yaratır ve bu evrendoğum içinde kurtulma teması, kutsal olmaktan çok felsefi bir anlam kazanmaya yönelir. Ancak burada önerilen kurtulma, kadın kahramanın, yani tanrı Wotan’ın kızı Brunhild’in kendini feda etmesiyle gerçekleşir. Tanrı Wotan, insani boyutu, tanrıların gücünün etkisiz parıldamalarına yeğ tutar. Görüşünü deneyimleri, okumaları ve siyasal ve felsefi ilişkileriyle (Feuerbach ve Engels, ayrıca Schopenhauer) besleyen Wagner, burada ister istemez başarısızlığa götüren ve ancak aşkin insani değerinin kurtarabileceği erk iradesi koyutunu (postulatını) ileri sürer. Bu erk iradesi -doğal yasaların bir çiğnenmesi olarak kabul edilen altının fethi- ancak kendinde yüzüğün bütün sahiplerini